Ana Sayfa Politika Baskından hemen sonra Barnabas’a giden Müze Yetkilisi Bağışkan: “Yerde yemeni parçaları vardı,...

Baskından hemen sonra Barnabas’a giden Müze Yetkilisi Bağışkan: “Yerde yemeni parçaları vardı, değerli şeyleri sarıp götürmüş olabilirler”

Kutlu Adalı cinayeti ve St. Barnabas Kilisesi baskını, organize suç örgütü lideri Sedat Peker'in yedinci videosunda verdiği bilgilerle tekrar gündeme geldi. Baskından hemen sonra kazının yapıldığı alanı inceleyen arkeolog Tuncer Hüseyin Bağışkan, St. Barnabas Baskını'yla ilgili dikkat çeken ayrıntılardan söz etti.

Barnabas Baskını’ndan hemen sonra alanı inceleyen arkeolog Bağışkan, Gazete Rüzgârlı’nın sorularını yanıtladı. Bağışkan, şimdiye kadar dile getirilmeyen ayrıntılardan bahsetti.

“Kazı yapılan yerde yemeni parçaları vardı, değerli şeyleri sarıp götürmüş olabilirler”

Kutlu Adalı cinayeti ve St. Barnabas Kilisesi baskını, organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in yedinci videosunda verdiği bilgilerle tekrar gündeme geldi. Gazeteci Kutlu Adalı, baskına dönemin üst düzey askerlerinin karıştığını yazdıktan sonra tehdit edilmeye başlamış ve öldürülmüştü. 25 yıldır aydınlatılamayan Barnabas Baskını’nda, askerler müze bekçilerini rehin almış, izinsiz bir kazı yaptıktan sonra kazıda bulunanları da yanlarında götürerek kaybolmuştu. Baskından hemen sonra kazının yapıldığı alanı ve kazı sırasında çıkarılan toprağı inceleyen arkeolog Tuncer Hüseyin Bağışkan ile St. Barnabas Baskını’nı konuştuk.

Dönemin Kıbrıs Eski Eserler Müzeler Genel Müdür Yardımcısı Bağışkan, kazı alanında gördüklerini, olay gecesi yapılan eş zamanlı operasyonları, askeri yetkililerle görüşmelerin detaylarını ve daha pek çok çarpıcı olayı detaylarıyla anlattı.

Arkeolog Tuncer Hüseyin Bağışkan

Baskın sırasında göreviniz neydi, oraya ne zaman ve neden gittiniz?

Biz, merkezden yönetiyorduk bu işi. Eski Eserler Müzeler Genel Müdür Yardımcısı’ydım ve Lefkoşa’daydım. Oraya baskından sonra, görevimden pasifize edildiğim günlerde gittim. Karpaz araştırmalarım sırasında ilgilenip oraya gittim.

Tamamen kendi inisiyatifinizle gittiniz oraya.

Evet.

Baskın sırasında kaçak kazının yapıldığı yer bazı kaynaklarda Küçük Kilise olarak geçiyor. Sizin kitabınızda da yer verdiğiniz bekçiler, “iki tane büyük taşın yerinden çıkarılmış olduğunu ve dört araba toprağın atılmış olduğunu gördük” ifadesini kullanıyor.

Bu konuya açıklık getirebilmek için şöyle konuşalım. Küçük Kilise dediğimiz yer esasında Barnabas Manastırı’nın aşağı yukarı 70 metre doğusunda yer alan ve Barnabas’ın gömülü olduğuna inanılan, bir kayaya oyulmuş bir mezarın üzerine daha sonraki dönemlerde yapılmış haç planlı bir kilisedir. Bu kilisenin kapısından girdiğiniz zaman antik mezara inen merdiven ayakları vardır. Bu daha sonra yapıldı. İniyorsunuz aşağıya, bir tünele giriyorsunuz. Tünelin sağında bir niş, Aziz Barnabas’ın sembolik mezarı diyebilirim. Nişten devam edip yürürseniz sağa doğru ayrılan daracık bir koridor vardır. Koridorun önünde de yukarıdaki mezarın ikinci giriş kapısından aşağıya akmış toprak ve o kapının üzerinde de iki tane yassı plaka taş vardı. Plaka taşını niçin koyuyorlar oraya? Çünkü mezarı kazarlar normal zamanda ölüyü gömmek için. Ön tarafında bir yolu vardır, basamakla inilir aşağıya, bir kapıdan içeriye girilir. Ölü gömüldükten sonra o mezarın kapısı dışardan iki plaka taşıyla kapatılır ve mezarın yolu toprakla doldurulur. O iki taş esasında Barnabas’ın gömülü olduğu mezarın orijinal giriş kapısıdır. Benim anladığım kadarıyla yapılan olay budur. Herhangi bir şey aranılıyorsa, aranılan şeyin orda olup olmadığını anlamak için dört el arabası toprak çıkartmak yerine, zaten metalik bir şey aranıyor iddialara göre, oraya büyük bir şiş soksanız altında madeni bir şey olup olmadığını rahatlıkla anlarsınız.

Baskının yapıldığı yerin durumu

“Yemeni parçaları buldum. Bir yemeninin içine, o dönemde toplanan kıymetli ganimetler, altınlar mı koyuldu?”

Kıbrıs’ın Geçmişine Yolculuk kitabınızda, St. Barnabas Kilisesi’nden bahsederken, oraya yapılan baskına da yer vermişsiniz. Baskına dair yazdığınız bölümde “Kaçak kazı yerinde yapılan incelemelerde, toprağın içinde yakın geçmişimizde genellikle yemenilerin kenarına dikilen altın renkli simlere rastlanmıştır” ifadesi yer alıyor. Nedir bu simler?

Ben orayı gidip incelediğim zaman ön taraftaki toprağı eşelerken bu insanlar burada dört el arabası dolusu toprak çıkarttılar beş saat çalışarak. Burada ne eşelendi? yukarı tarafta herhangi bir eşelenme yok, yalnız alt taraflarda bir eşelenme vardı. Eşelenmiş toprağı incelerken bir iki tane sim parçası buldum. Bu sim parçası da bizim Kıbrıs’ta annelerimizin ve nenelerimizin yemenilerinin kenarına küçük süs olarak diktikleri bir metalciktir. Çok küçük yuvarlak yassı bir levhayı düşünün. Yuvarlak levhanın ortasında bir delik ve o delikle yemeniye dikiliyor. Ben simleri toprağın hemen üstünde buldum. Demek ki o yemeni oradan alındıktan sonra orada herhangi bir işlem yapılmadı. Yemeni de aklımıza gelince acaba onun içine, o dönemde toplanan kıymetli ganimetler, altınlar mı koyuldu? Yoksa kıymetli bir İncil mi gömülüydü? Biliyorsunuz, ondan sonraki günlerde de Saint Barnabas İncili konusu ortaya çıktı.

“O gece Barbabas’a yakın bir başka yerde daha operasyon yapılmış”

Bütün olayları değerlendirdiğim zaman, gece baskını olayında, yani evrakları elinde olan bir kişi olarak çok ilginç bir şeye rastladım. O gece iki operasyon oluyor. Bir tanesi Barnabas’a baskın. İkinci olay ise polis komutanı arkadaşım Kemal Irkat’a göre aynı saat arasında 800 metre ilerideki Karpaz anayolunda silahlı polisler bir operasyon yapıyor. Şimdi biz o sabah araç dairesine birinci telefonu ettik ve buraya gelen CV 765 plakalı Renault Toros arabanın kime ait olduğunu sorduğumuz zaman bize söyledikleri Sivil Savunma Teşkilatı’na ait olduğuydu. Bunun üzerine biz diyoruz ki ‘Güvenlik Kuvvetleri Komutanı’nı arayalım ve bu durumu öğrenelim’ çünkü önemli bir olay, basına da yansımış. Orda bizim telefonu kurmay albay dinliyor ve bize bu konudan haberi olmadığını ancak Kolordu Komutanı’nın bu konuda haberi olabileceğini söylüyor ve size geri dönüş yapacağım diyor. Bir süre sonra bize döndüğü zaman ‘büyütecek bir şey yok soruşturmayı ileri götürmeyin, belki bu olaydan Kolordu Komutanı’nın yani Barış Kuvvetleri Komutanlığı’nın haberi vardır’ dedi. Ondan sonra da bize dönülmedi. Yani, polisin bağlı olduğu Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı 800 metre ilerde bir operasyon yapıyor silahlı, eşzamanlı olarak Barış Kuvvetleri Komutanlığı Barnabas’ta bir operasyon yapıyor.

“Baskını Sivil Savunma Teşkilatı yaptı”

Ben o gece Mağusa çevresinde bir askeri tatbikat ilan edildiğini ve başladıktan dört-beş saat sonra iptal edildiğini de duydum bazı Kıbrıslılardan.

Tatbikat mı değil mi bilmiyoruz. Biz bugüne kadar Galip Mendi paşanın açıklamasına dayanarak bu baskının Sivil Savunma Teşkilatı tarafından yapıldığını biliyorduk. Galip Mendi, o dönem ‘Güvenlik Kuvvetleri Komutanı araç istedi biz de aracımızı verdik’ demişti. Dönemin Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Hasan Kundakçı paşaydı. Ben Galip Mendi paşanın bu iddiasını doğru olarak kabul ediyorum çünkü baskın gecesi baskını başlatan bir manga asker oldu ve komutanları da “Koparır” isimli bir kişiydi. Bekçilere öyle tanıttı kendisini. O gece bizim Barnabas müzesinde iki bekçimiz vardı. Mustafa Akkor ve Yaşar Acu. Bir arkadaş da devriye, Şinasi Onur. Bizim bekçilerimizin silahları vardı, bu silahları da bize, Eski Eserler Müzeler Dairesine, özellikle de St. Barnabas’a vermişlerdi. Çünkü Barnabas geçmişte soyulmuş ve 33 tane kıymetli eser gitmişti ve bizim depolarımız da eski eserlerle doluydu. Bekçilere kendilerini korumak için iki silah vermişlerdi.

“Bir manga asker gelip bekçileri teslim alıyor”

Bu bir manga asker bizim iki bekçimizi silah doğrultup teslim alıyorlar. Kendilerini bekçi odasının yan tarafına kapatıyorlar, başına da bir inzibat koyuyorlar. Bu insanların dış irtibatlarını da kesiyorlar ve telsiz ile iletişim kurmalarına izin vermiyorlar. Yalnız bizimkiler uyarıyor; diyorlar ki bizim belli saatlerde polisle irtibat kurup burada durumun duru olduğunu bildirmemiz lazımdır. Bunun üzerine telsizle konuşmalarına izin veriyorlar ve durumun normal olduğunu söylemeye teşvik ediyorlar. Bekçiler de öyle yapıyor. Tabii ki o anda Karpaz anayolunda bulunan Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’nın elemanlarından Kemal Irkat arkadaşımın yazdığı gibi, eğer bir teşhis mesajı yanlışlıkla polise gelmiş olsaydı, polis oraya yönelip Barnabas’ı basan ekiple silahlı çatışmaya girecekti. Çok şükür öyle bir şey olmamış ama kritik bir olaydır. Bizim bekçilerimiz teslim alındıktan sonra oraya bir araba geliyor, Sivil Savunma’nın arabası. Arkasından üç sivil araç daha geliyor ve bu birinci Toros araç geldiği zaman insanlar doğrudan yürüyüp Küçük Kiliseye gidiyorlar. Bahsettiğim gibi, kısa bir mesafe zaten. Burada beş saat gibi bir süre, 19.00’dan 23.00’e kadar çalışıyorlar. Dört el arabası toprak çıkartıyorlar.

“Soruşturmayı ileri götürmeyin”

Ertesi günü biz daireye gidince bekçilerimiz durumu anlattı. Kendilerine talimat verdik; ‘bize anında savunmanızı yazın, ifadenizi koyun, ne olduğunu anlatın.’ Aynı direktifi o dönem Mağusa şube amirimiz Nusret Mahirel arkadaşımıza da bildirdik. O da raporlarını toplayıp bize gönderiyor. Nusret Mahirel arkadaşımız da konuyla ilgili askerle temas kuruyor ve ona da ‘büyütecek bir şey yoktur, soruşturmayı ileri götürmeyin’ doğrultusunda sözler söyleniyor. Biz bunu daha sonra öğrendik. Biz bu raporları bekçilerimizden ve şube amirimizden aldıktan sonra olayı bakanımız Ahmet Derya’ya, kültür bakanıydı o zaman, CTP milletvekiliydi, iletiyoruz.  O da orayı ziyaret ediyor ve bunu havale ediyor başbakana. Başbakan da herhalde Güvenlik Kuvvetleriyle Barış Kuvvetleri ağzıyla konuşmuş olacak, bize talimatı ‘orada bir şey yoktur, ileri götürmeyin bu meseleyi’ doğrultusunda oluyor. Ancak Ahmet Derya arkadaşımız daha da ileri gidiyor ve suç duyurusu yaptığı gibi bir de Meclis Araştırma Komisyonu kurulması talebinde bulunuyor. O zamanlar çözmek istediğiniz bir mesele varsa komisyonlara aktarırdınız. Komisyon kuruluyor ama o zamandan bu zamana bu konuyla ilgili hiçbir şey yapmıyor. Benim bildiklerim bunlar. Ahmet Derya arkadaşımız o zaman Turizm ve Kültür Bakanı’ydı. Çok sevdiğimiz bir arkadaşımızdı, değerli bir insandı.

“Eş zamanlı operasyonların habersiz olması mümkün değil”

O zaman, Kültür Bakanı meselenin araştırılmasına yönelik daha cesaretlendirici bir pozisyondayken Başbakan ‘meselenin üstüne gidilmesini engellemiş’ diyebilir miyiz?

Zaten Başbakanımız Kıbrıs Gazetesi’ne bir açıklama yaptı. Açıklaması da bize verdiği direktiflerle örtüşüyordu. Orada bu işin kapatılması gerektiğini, büyütecek bir mesele olmadığını söyledi.

Bir kurmay yarbaydan bahsettiniz. ‘Soruşturmayı ileri götürmeyin, bir şey olmadı’ diyen. İsmi hafızanızda mı acaba?

Aklımızda yoktur, yani bizim temas ettiğimiz Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki bir kişiydi ve kurmay albaydı bildiğim kadarıyla. Yalnız tabii ki daha evvel değerlendirdiğim gibi, iki kardeş örgüt düşünün, ikisinin de komutanı Türkiye’den gelme. Operasyonlar yapılıyor eşzamanlı ve birbirilerinden habersiz. Olamaz böyle bir şey diye düşünüyorum. Bildiklerim bu kadar. Keşke bu iş çözümlenebilse, keşke bu olay aydınlansa. Örnek olması için ileriki nesillere, adalet tecelli etse diye düşünüyorum. Kutlu Adalı’yı hürmetle anıyorum, dostum, arkadaşım, iyi insan. Basınımızın en iyisini yapacağını ve doğruların açığa çıkması için elinden gelen çabayı göstereceğine inanıyorum. Bizim, vatandaşlar olarak sosyal sorumluluk anlayışımız da budur. Zaten benim kitabıma yazdıklarım da tanık olduğum olayları yazmam da sosyal sorumluluk anlayışından kaynaklanır. nedenle insanlarımızın bunların hepsini bilmesini ve değerlendirmesini isterim.

St. Barnabas Baskını’nda ne olmuştu?

Gazimağusa’da bulunan tarihi St. Barnabas Manastırı’na bir grup asker ve sivil tarafından 16 Mart 1996’da bir baskın düzenlendi. Baskın Sırasında müze bekçileri rehin alındı. Baskın sonrasında yapılan incelemelerde St. Barnabas’ın mezarının bulunduğu alanda bir kazı yapıldığı, dört el arabası toprağın ve iki büyük taşın çıkarıldığı tespit edildi. Bekçiler baskın sonrasında verdikleri ifadede baskını yapan grubun başında askeri üniformalı bir kişinin olduğunu, o kişinin kendini “AlbayKoparır” diye tanıttığını ve baskına katılan beyaz bir Renault Toros arabanın plakasını bildirdiler. Baskına katılan sivilleri taşıyan arabanın plaka (Cv 765) sorgulamasında Kıbrıs Sivil Savunma Teşkilatı’na ait olduğu ortaya çıktı. Baskını kimin yaptığı, yapılan kazıda ortaya çıkanlara ne olduğu asla tespit edilemedi. Baskının hemen ertesi gün basına yansımış olmasına rağmen yetkililer beş gün boyunca hiçbir açıklama yapamadı. Açıklama yaptıklarında da konuyu kapatmaya yönelik ifadeler kullandılar. Yapılan incelemeler, kurulan araştırma komisyonları hiçbir sonuç vermedi. Kutlu Adalı, 23 Mart’ta Yenidüzen Gazetesi’nde konuyla ilgili şöyle yazdı: “1974 Harekatı’nda bir binbaşı Rumların evinden, kilisesinden, bankasından, kuyumcusundan ganimet olarak toplanan altın, gümüş, elmas, pırlanta gibi mücevherleri St. Barnabas’ın mezarının olduğu mağaraya gömdürmüş. Savaş bitince gelip almayı amaçlamış. Bu arada generalliğe yükselip emekli olmuş. Aradan 2l yıl geçtikten sonra Kıbrıs’ta bulunan güvendiği kişilere durumu anlatmış ve bu silahlı baskın operasyonunu gerçekleştirmişler… Mücevherleri alıp aynı gece uçakla Türkiye’ye kaçmışlar.” Bu yazıdan sonra tehditler almaya başlayan Adalı, 2 Nisan’da tehdit edildiğini bildirdi.

Emniyet güçlerinin dikkate almaması sonucunda 6 Temmuz’da faili meçhul bir suikastle öldürüldü. Suikastte kullanılan silah, Türkiye’nin yakından tanıdığı, Susurluk çetesi ile özdeşleşen Uzi marka bir silahtı. Sadece 22 gün sonra, 28 Temmuz’da “kumarhaneler kralı” Ömer Lütfi Topal’ı öldürenlerin kullandığı araçtan çıkan Uzi şarjöründe Abdullah Çatlı’nın parmak izi bulundu.

Alaattin Çakıcı, Mehmet Ağar, Engin Alan, Korkut Eken

İsmi geçenler… Kim kimdir?

Galip Mendi: St. Barnabas baskını sırasında Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı’ydı. Baskında kullanılan beyaz Toros, Sivil Savunma Teşkilatı’na aitti ve Mendi’nin bilgisi dahilinde tahsis edilmişti. Mendi, yakın zamanda Sözcü’ye yaptığı açıklamada, aracın Barış Kuvvetleri Komutanlığı tarafından istendiğini, Hasan Kundakçı’nın o dönem Kıbrıs’ta PKK’ya yönelik operasyon hazırlığında olduğunu ifade etti. Mendi, 1992 yılından emekliliğine kadar Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda çalıştı.

Galip Mendi

Korkut Eken: 1978 yılında Özel Harp Dairesi’ne katıldı. 1987 yılından itibaren Milli İstihbarat Teşkilatı’nda görev aldı. Mehmet Ağar’ın Emniyet Genel Müdürlüğü döneminde onun talimatıyla özel harekat polisi timlerini kurdu ve personeli eğitti. Organize suç örgütü lideri Sedat Peker, itiraflarında Korkut Eken’in Kutlu Adalı’yı öldürmek için Atilla Peker ile Kıbrıs’a gittiğini fakat suikastı yapamadan döndüklerini ifade etti. Eken, Peker ile Kıbrıs’a gittiğini kabul etti ama cinayetle ilgisi olmadığını iddia etti. Eken, Susurluk Davası’nda hüküm giydi. Devletin envanterindeki kayıp Uzi’lerden sorumlu olduğu ortaya çıktı. Eken, Ergenekon Davası’nda da yargılandı ve 2019’da beraat etti.

Korkut Eken

Hasan Kundakçı: St. Barnabas baskını sırasında Türk Kara Kuvvetleri’ne bağlı Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı olarak görev yapıyordu. Kutlu Adalı öldürüldüğünde Kıbrıs’taki en üst düzey askeri yetkiliydi. Dönemin Sivil Savunma Teşkilatı Başkanı Galip Mendi’ye göre, baskında kullanılan beyaz Toros’u Hasan Kundakçı istemişti. Kundakçı yakın zamanda Sözcü’ye yaptığı açıklamada, o dönem Korkut Eken ile adada görüştüğünü, cinayetin ise o günün şartlarından ötürü aydınlatılamadığını söylemiştir.

Hasan Kundakçı

Kutlu Adalı: Kıbrıslı Türk gazeteci, şair. 1961’den 1972 yılına kadar Rauf Denktaş’ın özel sekreterliğini yaptı. Türkiye’nin Kıbrıs’a yönelik müdahaleci tavrına karşı duran fikirleri ile Denktaş’tan ayrıldı. Adalı, gazeteciliği sırasında Türkiye merkezli yasadışı çetelerin Ada’daki yoğun faaliyetlerine dikkat çekti. St. Barnabas baskınını ele aldığı yazılarından sonra yoğun tehdit aldı ve 6 Temmuz 1996’da faili meçhul bir suikast ile öldürüldü.

Cahit Koparır: St. Barnabas kilisesi baskını sırasında rehin alınan bekçilerin verdiği ifadelerde adı geçti. Pek az yerde geçmekle birlikte Albay Koparır’ın ismine, Doğu Perinçek’in başkanı olduğu İşçi Partisi’ne verilen bir destek metninde ve Selimiye Askeri Ortaokulu kökenli 1967 Kara Harp Okulu Mezunları listesinde rastlanıyor. Barış Harekatı sırasında St. Hilarion Kalesi’nde görev yapan askerlerle çekilmiş bir fotoğrafına da internetten ulaşılabiliyor.

Hakkı Atun: St. Barnabas baskını sırasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanıydı. Baskından beş gün sonra açıklama yapmış, “ihbar sonucu bir operasyon” olduğunu ifade etmişti. O dönem üstü bu şekilde kapatılan konu hakkında Atun, son günlerde “o zamanki idare şekli nedeniyle, askerler güvenlik ve hudutla ilgili konularda başbakanlıktan kopuk hareket ederdi” dedi. Kutlu Adalı cinayeti ile ilgili olaraksa cinayet dosyasını bile okumadığını ifade etti.

Hakkı Atun

Ömer Lütfi Topal: Uluslararası eroin kaçakçılığından yargılandı, öldürüldüğünde unvanı “kumarhaneler kralı” idi. Onu öldürenlerin kullandığı araçtan Abdullah Çatlı’nın parmak izinin bulunduğu bir Uzi şarjörü çıktı.

Abdullah Çatlı: Ülkü Ocakları üyesiydi. Bahçelievler Katliamı’nı yapanlar arasındaydı. Milli İstihbarat Teşkilatı bünyesinde kontrgerilla eylemlerinde bulundu. Eroin kaçakçılığından hüküm giydi. Birçok faili meçhul cinayete adı karıştı. 26 Nisan 1996’da Ömer Lütfi Topal ile birlikte Kıbrıs’taydı. Topal’a ait otelde konakladı. Adalı cinayetinin faili ya da azmettiricisi olduğu düşünülüyor.

Abdullah Çatlı

Mehmet Ağar: Emniyet Genel Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı yaptı. Demokrat Parti ve Doğru Yol Partisi’nin genel başkanı oldu. Demokrat Parti Genel Başkanlığı’nı bıraktığında yerine, şimdinin İçişleri Bakan Süleyman Soylu geçti. Korkut Eken’e Uzi’lerin kendi talimatıyla verildiğini kabul etti. Konuyla ilgili bilgi vermeyi “devlet sırrı” olduğu gerekçesiyle reddetti. Susurluk Davası’nda “suç örgütü yöneticisi” olduğu gerekçesiyle hüküm giydi. İsmi 90’lardan beri uluslararası uyuşturucu trafiği ve faili meçhuller ile anılıyor. Sedat Peker, itiraflarında Mehmet Ağar’ı kaçakçılıkla ve oğlu Tolga Ağar’ın tecavüz edip öldürdüğünü iddia ettiği Yeldana Kaharman’ın dosyasını kapatmakla suçladı. Yeldana Kaharman haberlerine İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliği kararıyla erişim engeli getirilmişti. Peker ayrıca Ağar’ın Uğur Mumcu suikastinin de azmettiricisi olduğu imasında bulundu. Ağar, Mumcu suikastının araştırılmasıyla ilgili “bir tuğla çekersek duvar yıkılır” demişti.

Mehmet Ağar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz