Ana Sayfa Politika KADEM İstanbul Sözleşmesi’ni savundu: Erkekleri de koruyor, mazluma yardım etmek, fırsat eşitliği…

KADEM İstanbul Sözleşmesi’ni savundu: Erkekleri de koruyor, mazluma yardım etmek, fırsat eşitliği…

Yönetim kadrosu Sümeyye Erdoğan dahil olmak üzere AKP'li isimlerden oluşan KADEM, İstanbul Sözleşmesi'ne yöneltilen gerici eleştirilerin karşısında 16 maddelik bir açıklama yaptı. Yapılan açıklamada Sözleşme'nin ve 6284 sayılı kanunun kadınlara koruma imkânı sunduğuna, çocuk ve erkekleri de koruduğuna, İslam Hukukunda da olduğu gibi mazlumları korumaya yönelik olduğuna ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin aslında fırsat eşitliği olduğu yönünde ifadeler kullanıldı.

Yönetim kadrosunda Sümeyye Erdoğan’ın da bulunduğu, AKP’nin kadın politikalarının savunucusu konumundaki Kadın ve Demokrasi Derneği’nden (KADEM) İstanbul Sözleşmesi’ne getirilen cinsiyetçi ve gerici eleştirilere karşın 16 maddelik bir savunma yaptı. AKP’lilerce eleştirilen ve çıkılacağı parti kurmaylarınca açıklanan sözleşmeyi savunan Dernek, ifadelerinde kadının toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesini yine yok sayarken, açıklamadan öne çıkanlar şunlar oldu:

“Sözleşme çocuk ve erkekleri de koruyor; koca tecavüzünde sözleşme yatak odasına karışmayı değil, İslam Hukukunda da olduğu gibi mazluma yardım etmeyi hedefliyor; toplumsal cinsiyet eşitliği eşcinsellik ya da cinsiyetsizleştirme değil, fırsat eşitliğidir, her ülke kendi yolunu kendi belirler.”

“Türkiye sözleşmeyi imzalayan ilk ülke”

Türkiye sözleşmeyi onaylayan ilk ülke olduğuna dikkat çekilen açıklamada “İstanbul Sözleşmesi’nde, sözleşmeyi parlamentolarından geçirmiş hükümetlerin kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin her türüyle mücadele etmek için bir dizi kapsamlı tedbir alması istenmektedir. Sözleşmenin her bir maddesinde şiddet eylemlerinin meydana gelmesinin önlenmesi, mağdurlara yardım edilmesi ve faillerin adalet önüne çıkartılması amaçlanmaktadır. Sözleşme, örneğin aile içi şiddet, ısrarlı takip, cinsel taciz ve psikolojik şiddet gibi, kadına yönelik farklı şiddet türlerinin suç olarak kabul edilmesini ve bunlara karşı yasal yaptırımlar getirilmesini gerekli kılmaktadır” ifadelerine yer verildi.

“Düzenlemeden faydalanacak olanlar mağdurlardır”

Açıklamada, İstanbul Sözleşmesi’nin ve 6284 Kanunu ile kadınların kanunları kendi çıkarları doğrultusunda kullanabilecekleri yönündeki iddialara ilişkin “Bahsedilen iki düzenleme de sadece kadınları kapsamına almaz. Erkekler de dahil tüm aile fertleri -özellikle çocuklar- bu düzenlemelerin koruma kapsamına dâhildir ve bu durum hem İstanbul Sözleşmesi hem de 6284 sayılı kanun metinlerinde açıkça belirtilmiştir. Düzenlemelerden faydalanabilecek olanlar kadınlar değil, kadın ya da erkek fark etmeksizin ‘mağdur’lardır” denildi.

LGBTİ+ yine dışlanıyor

Sözleşmenin sadece kadınlar değil, erkekler, çocuklar ve yaşlılar dâhil olmak üzere, aile içi şiddetin tüm mağdurlarını kapsadığına dikkat çekilen açıklamada sözleşmenin üçüncü bir tür oluşturmaya ya da LGBT eğilimlerini hukuk normu olarak belirlemeye veya teşvik etmeye yönelik herhangi bir hüküm taşımadığı ifade edildi. Dernek’in hükümetin karşısında Sözleşme’nin tarafında olduğu görüntüsüne karşın, açıklamada LGBTİ+ bireyler yine ötekileştirildi.

İstanbul Sözleşmesiyle ilgili ailenin yatak odasına kadar karışılıp “kocaları tecavüzcü” ilan ettiği şeklindeki iddialara da yer verilen açıklamada “Evlendiklerinde eşler birbirlerinin himayesinde sevgi ve güven içerisinde yaşayacaklarını düşünürler ki bu tam olarak böyle olmalıdır. “Koca tecavüzü” denilen durum normal, sağlıklı ilişkiler değil, insan onuruna da İslam değer yargılarına da ters biçimde yaşanan zorbalıklardır. Bu tür zorbalıklara maruz kalan bir insanın yaşadığı şiddetten kurtulması için imkân sağlamak ailelerin yatak odasına karışmak değil, İslami öğretideki karşılığıyla mazluma yardım etmek olarak nitelenmelidir” denildi.

“İhtiyaç duyulmadıkça hiçbir tedbir ailenin mahremiyetine müdahale etmeyi gerektirmez”

Açıklamada 6284 Kanunu aileyi yıkan bir kanun olduğu tartışmalarına ilişkin de “Kanun, evlerinde risk altında olan – ne yazık ki en sık rastlanan şiddet türü olan – aile yakınları veya eşleri tarafından tehdit edilen mağdurların güvenliğini sağlamalarını gerekli kılmaktadır. Şiddet insanlık dışı bir olgu olup aile birliğine en çok zararı veren durumdur. Sürekli şiddetin uygulandığı bir evde zaten sağlıklı bir aile birliğinden bahsedilemez. Birbirine saygılı, sevgi ve muhabbetin olduğu bireylerden müteşekkil aileler kanun kapsamında değildir. Esasen bahse konu tedbirler de şiddet ortaya çıktığında ilgilisinin talebiyle alınabilecek koruyucu veya önleyici tedbirlerdir. İhtiyaç duyulmadıkça hiçbir sözleşme, kanun metni veya tedbir ailenin mahremiyetine müdahale etmeyi gerektirmez” cümlelerine yer verildi.

“Hedeflenen eşitlik değil, fırsat eşitliğidir”

Sözleşmede yer alan “Toplumsal cinsiyet eşitliği” kavramı adı altında cinsiyet rollerine savaş açan, kadını erkekleştirme, erkeği kadınlaştırma politikaları mı uygulandığı tartışmalarına ilişkin ise “Toplumsal Cinsiyet, eşcinsellik ya da cinsiyetsizleştirme değildir. Biyolojik cinsiyetin inkârı veya yok sayılması anlamına da gelmez. Toplumsal cinsiyet kavramı; kadın ve erkeğe kültürlerin, toplumların yüklediği rol ve görevleri ifade etmek için kullanılır. Toplumsal cinsiyet eşitliği ise kadın ve erkeğe eşit fırsat verilmesi anlamına gelir. Başka bir ifade ile bu ibare ile üçüncü bir cinsiyet kastedilmez. Bilindiği üzere toplumda kadına ve erkeğe yüklenen rol ve görevlerin dağılımı her zaman adil ve insan onuruna yakışır şekilde cereyan etmeyebilir. Söz konusu rollerin kadın veya erkek açısından mağduriyet oluşturduğu anda toplumsal cinsiyet eşitliği kavramı devreye girer ve adaleti sağlamaya çalışır. Burada hedeflenen külli bir eşitlik değil, adaletsizlikleri ortadan kaldıracak bir fırsat eşitliğidir. Nihayetinde her ülke bu amaca matuf politikaları kendi belirler” denildi.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz