Ana Sayfa Çalışma Hayatı Türkiye’nin doğası madenlere karşı “korumasız”

Türkiye’nin doğası madenlere karşı “korumasız”

Son 20 yılda 21 kez değişen Maden Yasası tartışılıyor. Çevre örgütleri, Maden Kanunu’nda maden ruhsatlarını doğal yaşam lehine sınırlamak için hiçbir mekanizma bulunmadığını ve koruma kanunlarının uygulanmadığını söylüyor. Maden şirketleri ise ruhsat başvurularının kolaylaşmasını, ruhsatlarının güvence altına alınmasını istiyor.

Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı’nın (TEMA Vakfı) Kazdağları ile ilgili hazırladığı rapor Türkiye’de önemli doğal alanlarının madencilik faaliyetlerine feda edildiğini ortaya koydu. Vakfa göre, Türkiye’de doğal yaşamı, tarım alanlarını ve kültürel varlıkları madencilik faaliyetlerine karşı koruyan tek bir statü yok. Çok sayıda çevre örgütü, Maden Kanunu’nda 2004 yılında yapılan değişiklik ile maden ruhsatlarını doğal yaşam lehine sınırlamak için bir mekanizma bulunmadığına dikkat çekiyor. Ruhsatlarına güvence isteyen maden şirketleri ise daha kolay ve daha hızlı ruhsat almak istiyor.

TEMA Vakfı’nın, Kazdağları ile ilgili, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) verilerinden yola çıkılarak hazırladığı rapora göre Kazdağları bölgesindeki ormanlar, su kaynakları, milli parklar, sit alanları, tarım alanları ve doğal yaşam yok olma tehlikesi ile karşı karşıya.

“Bu tablonun nedeni Maden Kanunu”

TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, raporun, ülke genelinde doğa ve tarım alanlarının, su varlıklarının ve kültürel mirasın madencilik nedeniyle karşı karşıya kaldığı tehditleri ortaya koymak için hazırlandığının altını çiziyor. Ataç’a göre, ortaya çıkan tablonun asıl nedeni 2001 yılından bu yana 21 defa değişikliğe uğrayan Maden Kanunu.

Maden Kanunu’nda özellikle 2004 yılında yapılan değişikliğin önemli bir kırılma noktası olduğunu belirten Ataç, Kaz Dağları Yöresinde hem de Türkiye genelinde korunan alanların, önemli doğa alanlarının, tarım alanlarının, meraların ve içme suyu havzalarının madenciliğe kapatılması gerektiğini savunuyor.

Ataç: Başka bir bölgede de sonuç farklı çıkmayacaktır

Ataç, doğal ve kültürel zenginlikleri sebebiyle koruma altına alınmış alanların madencilik faaliyetine açılmış olduğuna dikkat çekiyor ve ekliyor: “Türkiye’nin herhangi başka bir yöresine ait ruhsat verileri üzerinden böyle bir çalışma yapıldığında çıkacak sonuç farklı olmayacaktır. Farklı bölgeler özelinde devam eden çalışmalarımız ve yaptığımız veri analizleri de bu öngörümüzü doğrular nitelikte.”

Başkan Ataç, ekolojik temelli, bütüncül, doğa korumayı ve tarımsal üretimi önceleyen bir arazi kullanım yaklaşımına ihtiyaç duyulduğuna vurgu yapıyor. İklim değişikliğinin etkilerinin her geçen gün daha da şiddetli bir şekilde gözlendiğini söyleyen Ataç’a göre, bugün ve gelecekte sağlıklı bir çevre ve sağlıklı bir toplumda yaşayabilmek, “elimizdeki değerlerin korunmasıyla mümkün.”

Avukat Özlüer: Yasak olmaması serbest olduğu anlamına gelmez

Ekoloji Birliği Yürütme Kurulu Üyesi Avukat Fevzi Özlüer, maden işletmelerinin, mekansal kullanım ve koruma kararlarına bakılmadan ruhsatlandırılabildiğini söylüyor. Koruma statüleri ile çakışma durumunda, yetkili idarelerin söz konusu alanlarla ilgili özel kanunlara bakarak koruma statülerine uygun davranmaları gerektiğini söyleyen Avukat Özlüer, uygulamada sadece Maden Kanunu’nu dikkate alarak izin merci gibi çalıştıklarını söylüyor. Madencilik Kanunu’nda koruma statüsü ile ilgili bir düzenleme olmamasının her yere ruhsat verilebileceği anlamına gelmediğini vurgulayan Özlüer, “Hukuk sisteminde bir şey yasak olarak düzenlenmemişse serbest olduğu anlamına gelmez” diyor.

“Maden şirketleri maliyetleri toplumun üzerine yıkıp gidiyorlar”

Özlüer’e göre maden firmaları koruma ile ilgili mevzuatı uygularken bunu esnetecek, yükümlülüklerini yerine getirmeyecek, çevresel maliyetleri kendi şirketinin dışına öteleyecek uygulamaları tercih ediyor ve bu maliyetler toplumun ve devletin üzerine biniyor. Çevre Kanunu doğrultusunda çevresel kirliliğe yol açan ya da hazırladıkları çevresel risk raporuna uygun olarak arama ve işletme faaliyetlerini tamamlayan işletmelerin faaliyetlerini sonlandırırken bölgeyi düzenleyip teslim etmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Ancak maden şirketlerinin bu maliyetlerden kaçındığını belirten Özlüer, “Karlarını yükseltmek için bu maliyetleri toplumun üzerine yıkıp, bırakıp gidiyorlar” diyor.

Maden şirketleri bütün kısıtlamaların kalkmasını istiyor

Çevre örgütleri maden ruhsatlarının hiçbir koruma statüsü dikkate alınmadan verildiğini söylerken, maden şirketleri “diğer kurum ve kuruluşlar tarafından getirilecek olası kısıtlamalar karşısında, Maden Kanunu’nda, ruhsat hukukunu koruyan ve olası dış etkilere karşı ruhsat güvencesini kesin olarak sağlayan düzenlemelerin sağlanmasını” istiyor.

Maden platformunda yer alan sivil toplum kuruluşları adına, 25 Temmuz’da bir açıklama yapan Ege Maden İhracatçıları Birliği Başkanı Mevlüt Kaya, Maden Kanunu’nun “madenciliğe ceza, mali yaptırım, diğer bakanlıkların mevzuatı ve bürokrasi” getirdiğini savundu. Kaya, ruhsat alma işlemlerinin kolaylaştırılmasını ve bütün ruhsatlara 10 yıl boyunca yüzde 50 oranında indirim istediklerini belirtti.  2019’da 4,3 milyar dolarlık ihracat yaptıklarını belirten Kaya, sektörün pandemi sonrasında yükselişe geçtiğini, aynı zamanda kısa çalışma ödeneği, kamu bankalarının çok düşük rakamlarla kredi olanakları, Eximbank’ın mevcut kredileri ötelemesi gibi desteklerden faydalandıklarını aktardı. (ANKA)

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz