Ana Sayfa Kültür-Sanat Yönetmen İncekol, eğitimden mahrum bırakılan kadınların hikâyesini ‘Narperi’nin Bileziği’nde anlattı

Yönetmen İncekol, eğitimden mahrum bırakılan kadınların hikâyesini ‘Narperi’nin Bileziği’nde anlattı

Bir dönem yönetmenliğini üstlendiği “Kavak Yelleri” dizisiyle tanınan, ardından bir çok dizi ve film projesiyle izleyiciyi selamlayan yönetmen Jale İncekol, belgesel hikayeleriyle karşımıza çıkmaya devam ediyor. Bu kez dökümanter drama türünde bir filme imza atan İncekol, “Narperi’nin Bileziği” adlı filminin senaryosunu, yazar Esen Armağan Özakbaş ile birlikte kaleme aldı. “Narperi’nin Bileziği” adlı dokümanter drama filme imza atıyor. Eğitimlerini sürdürememiş ve geliri olmayan kadınlar için açılan bir bez bebek yapım atölyesini konu alan filme dair konuştuğumuz İncekol, “Etrafımda onca mutsuz umutsuz insan varken bu filmleri yapmak dışında bir seçeneğim yoktu" diyor.

Aktif olarak 2003 yılından bu yana yönetmen olarak görev yapan ve 2006 yılında başlayıp 2010 yılında sonra eren fenomen gençlik dizisi “Kavak Yelleri” nin yönetmenlerinden bir tanesi olarak tanınan Jale İncekol, bir süredir festivallerde izleyicilerle buluşan belgesel filmleriyle adını duyurmaya devam ediyor. Müziğin ve sanatın birleştirici umudunu anlattığı “Müzikli Bir Hikaye”, “Umutlu Bir Hikaye” ve “Bu İşte Bir Umut Var” adlı belgesel filmleriyle bir çok festivalde gösterim yapan İncekol, özellikle Köy Enstitüleri’nin ruh ve modelini anlattığı filmleriyle fark yaratıyor. İncekol bu kez, Denizli’nin Bozkurt ilçesinde yaşayan kadınlara odaklanarak “Narperi’nin Bileziği” adlı dokümanter drama filme imza atıyor. Eğitimlerini sürdürememiş ve geliri olmayan kadınlar için açılan bir bez bebek yapım atölyesini konu alan film, bu süreçte bu kadınları atölyede yaşadıkları değişimi anlatıyor.

Denizli Soroptimist Kulübü ve Bozkurt Belediyesi’nin de paydaşlık vererek kadınlara destek veren film, klasik masal imgesinin dışına çıkarak fark yaratıyor. Bilinen hikaye üçlüsü ‘at, avrat, silah’ imgesinde bulunan atı kadının ulaşım aracı haline getiren filmde; kadınlar terzilik yaparak kazandığı parayla at satın alıyor ve çevre köylere dolaşmaya gidiyor. Filmde metaforik değeriyle öne çıkan ‘bez bebek’ imgesi, filmdeki atölyenin temel objesi olarak filme değer katıyor. Yönetmen Jale İncekol ile, yönetmenlik macerasını, “Narperi’nin Bileziği” filmini ve dökümanter drama türündeki filme dair merak edilen önemli detayları konuştuk.

“Etrafımda onca mutsuz umutsuz insan varken bu filmleri yapmak dışında bir seçeneğim yoktu”

“Müzikli Bir Hikaye”, “Umutlu Bir Hikaye” ve “Bu İşte Bir Umut Var” belgeselleri ile aslında Köy Enstitüleri’nin mücadelesini ve sanatla olan umutlu bağlarını izleyiciye anlattınız. Yönetmenlikte diziden belgesele geçtiğiniz bu yolculuğu siz nasıl görüyorsunuz ve neler hissediyorsunuz?

Aslında planlanmış bir yolculuk değildi benimki, zorunluluklar sonucu oldu. Ama iyi ki olmuş. Etrafımda onca mutsuz, umutsuz insan varken bu filmleri yapmak dışında bir seçeneğim yoktu. Belgesellerle dizi sektöründe olduğu gibi büyük kitlelere ulaşma imkanınız olmuyor belki ama bir yerlerde birilerine gerçek anlamda faydalı olabileceğinizi bilmek çok iyi hissettiriyor.

Bugün ülke olarak yaşadığımız bütün olumsuzlukların temelinde insanımızın sistemli bir biçimde eğitimsiz bırakılmış olması yatıyor. Bu çabanın karşısında durmadığımız duramadığımız müddetçe hiçbir sorunun üstesinden gelemeyeceğiz. Ben de nefesim yettiği ölçüde çözümün eğitimle mümkün olduğunu, sanatın değerini, doğruya yalnızca bilimle ulaşabileceğimizi, insanın doğanın sahibi değil parçası olduğunu anlatan filmler yapacağım. Elbet bir gün bu düzen değişecek ve yangına bir avuç da olsa su taşıyabilmiş olmanın huzurunu yaşayacağım. 

“Narperi’nin Bileziği” filminin hikayesiyle nasıl tanıştınız? Bu hikaye, dökümanter drama türüne nasıl dönüştü?

Muş ve Lüleburgaz’da çektiğim iki projede, gerçek başarı hikayelerine dair süreci anlatmıştım. O nedenle her iki filmde de hikayenin kahramanlarından tıpkı birer oyuncu gibi yaşadıklarını en başından itibaren tekrar canlandırmalarını istedim, filmi başa sararak, hikayeyi sette hep birlikte yeniden deneyimledik.

Narperi’nin Bileziği’nde ise hikayenin oyun kurucusu ben olmalıyım diye düşünüp kurgusal bir atölye oluşturdum. Bu sefer yalnızca filmin kahramanı olan kadınlar değil ben ve projeye dahil olan herkes hikayenin bir parçası haline gelecek, hep birlikte dönüşüp değişecektik. Gerçekten de hepimiz için beklentimin çok üstünde hem eğlenceli hem de öğretici bir süreç oldu.

Çektiğim belgesellerin dramatik bir izleğe sahip olması drama kökenli bir yönetmen olmamın kaçınılmaz sonucu. Öyle planlamasanız da sette bir anda kendinizi gerçek kişilere oyun verirken buluyorsunuz. Bu da sizin hikayeyi anlatma biçiminize dönüşüyor. Narperi’nin Bileziği’nde önceki filmlere oranla daha planlı bir ön hazırlık süreci yaşadım. Pandemi nedeniyle bunun için bolca vaktim oldu. Daha sonra masa başı çalışmasına Esen dahil oldu. Yalnızca teknolojinin imkanlarıyla da olsa birlikte epey zaman geçirdik. Sonra sette sahnelerin bir kısmını Esen’in yazdığı diyaloglara sadık kalarak çektim bir kısmı doğaçlama için yol haritasına dönüştü, ağırlıklı olarak da gerçek kişilerin hikayelerine alan açtım. En başından itibaren filmin kahramanlarıyla aramızda oluşan bağ setteki etkileşim işi planladığımızdan farklı bir yere taşıdı.

“Narperi ve Canperi’nin hayali dünyayı gezmek!”

Senaryo konusunda esen Esen Armağan Özakbaş ile nasıl bir araya geldiniz?

Esen Armağan Özakbaş benim ilkokuldan sınıf arkadaşım. Tam 40 yıl sonra geçen sene İzmir’de Kadın Yönetmenler Film Festivali’nde bir araya geldik. Yeniden çok iyi iki arkadaş olduk. Sonra Esen’in kadına yönelik ekonomik ve psikolojik şiddet üzerine yazdığı kitabı (MİMOZA) okudum ve çok etkilendim. Bir gün telefonda sohbet ederken ona filmin hikayesini anlattım, çok heyecanlandı ve o anda projeye dahil oldu. Mükemmel bir yol arkadaşı.  

Film aslında masalsı bir yönden beslenerek ortaya çıkıyor. Film ile izleyende masalların ötesinde bir tat bıraktırmayı amaçlıyor musunuz?

Filme adını veren Narperi’nin Bileziği masalını Esen film için yazdı. Genel olarak masallarda, kadın ve erkeğin, toplumsal cinsiyet rolleriyle uyumlu biçimde konumlandırıldığını görüyoruz. Buna göre kadınlar daha çok evde, evlenmek için beyaz atlı prensini ya da şehzadeyi bekliyor, At erkeğe yakıştırılıyor ve “at, avrat, silah” üçlüsü erkeğin gücünü temsil ediyor. Bizim masalımızda ise Narperi terzilik yaparak kazandığı parayla at satın alıyor ve at sırtında çevre köylere gidiyor. Çok yakın arkadaş olan Narperi ve Canperi’nin hayali ise beyaz atlı prensle evlenmek değil, dünyayı gezmek.

Filmde masal anlatıcısı Ayfer Yavaşal atölyenin 3. haftasında kadınlara masalı anlatıyor ve onlarla kahramanlar üzerine söyleşiyor.

“Bez bebek, kadınları çocukluklarına ve annelik deneyimlerine götürüyor”

Filmde kadınlar ön plana çıkıyor ve hikayeler de onlara ait aslında. Filmde oyuncular mı göreceğiz yoksa gerçek hikâyeleriyle kadınlar mı yer alacak?

Film Denizli’nin Bozkurt İlçesi’nde çekildi. Bir grup eğitimcinin gönüllü olarak kurdukları atölyede 12 hafta boyunca yaşananları anlatıyor. Atölyede bir taraftan, çeşitli engellerle ilkokul ya da ortaokul sonrası öğrenimine devam edemeyip meslek sahibi olamamış, kadınlara gelir getirebilecek el emeği ürünlerin yapımı öğretiliyor diğer taraftan beden eğitimi, müzik gibi derslerle ve atölye dışı sosyal aktivitelerle eğitimcilerle kadınlar arasında ekip ruhu oluşturuluyor.

Filmin ana objesi olarak bez bebek öne çıkıyor. Filmde nasıl bir yeri var? Sizin bez bebek ile çocukluğunuzda bir anınız ya da çocukluğunuzda bir yeri var mı?

Çocukluğu, evcilik oyununu, anneliği, doğumu çağrıştıran yanlarıyla atölyenin temel objesi bez bebek pek çok el emeği ürünün arasında metaforik değeriyle öne çıkıyor. Bez bebek kadınları zaman zaman çocukluklarına, zaman zaman annelik deneyimlerine götürüyor.

Bebekler kadar misketle oynamayı da bisikleti de salıncağı da çok seven, yetmişli yılların sokakta leblebi tozu yiyen mutlu çocuklarındandım ben ancak bez bebeklerle ilgili hatırladığım bir anım yok.

“Film süreci, hiç bitmesin istediğim büyülü bir süreç”

“Narperi’nin Bileziği” filminin çekim süreci de sanırım farklı oldu? Çekim sürecini nasıl tanımlayabilirsiniz?

Narperi’nin Bileziği’nde her zamankinden farklı olarak proje yalnızca filmi kapsamıyordu. Hedeflerimden biri kurgusal atölyenin gerçeğe dönüşmesiydi, öyle de oldu. Çekimler başlamadan iki ay önce kurulan atölyede kadınlarımız çekimler bittikten sonra da üretmeye ve gelir elde etmeye devam ediyorlar. Projeye dahil olan herkes beklentimin çok üstünde bir dönüşüm yaşadı, aynı ekiple benzer projelerin hayalini kurmaya başladım bile.

Bundan sonra yeni film projeleri var mı?

Benim için film süreci kendimi tamamen hislerime bıraktığım gerçekle rüya arası hiç bitmesin istediğim büyülü bir süreç. O nedenle yeni projeler hep olacak. Sırada Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun köylerinde çekeceğim, pandemi sürecinde köy öğretmenlerini teknoloji aracılığıyla bir araya getiren uluslararası bir müzik projesinin hikayesi var. Geçen sonbahardan beri üzerine çalışıyoruz. Okullarda yüz yüze eğitime geçilmesinden sonra ekim ayı gibi çekimlere başlamayı hedefliyoruz. Şimdiden çok heyecanlıyım.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz