İstanbul’un çok sayıda göçmen barındıran, zorunlu göçe maruz bırakılmış, sosyo-ekonomik eşitsizliklerin görüldüğü bölgelerinden biri olan Tarlabaşı’nda, çocukların salgın döneminde haklarına erişimine ilişkin araştırmanın ön raporu yayımlandı. “Covid-19 sürecinde İstanbul’un farklı yerleşimlerinde çocukların haklarına erişimi araştırması” başlıklı rapora göre, salgın sürecinde, çocukların yaşadığı eşitsizlikler daha da derinleşiyor, çocuklar durumdan daha uzun süreli etkileniyor.
Araştırmada çocukların eğitim hakkı, dinlenme, boş zaman değerlendirme, oyun oynama, kültürel ve sanatsal etkinliklere katılma, bilgi ve medyaya erişim ve sağlığa erişim hakkı incelenirken, tespit edilen ihtiyaçlara dair ilgili kamu otoritelerine ve sivil toplum kuruluşlarına öneriler sıralandı. Araştırmada Tarlabaşı’nda yaşayan Türkiyeli (Kürt, Roman ve Türk) ve Suriyeli (Dom, Kürt, Arap ve Abdal) çocukların ve bakım verenlerinin salgından nasıl etkilediklerini anlamak ve ihtiyaçları ortaya koymak amaçlandı.
Tarlabaşı Toplum Merkezi (TTM), Sulukule Gönüllüleri Derneği (SGD), Zeytin Ağacı Derneği, Small Projects İstanbul (SPI) ve Başak Kültür ve Sanat Vakfı (BSV) tarafından ortaklaşa yürütülen araştırmanın tamamı ise 12 Haziran’da paylaşılacak.
Eğitim hakkı sekteye uğruyor
Tarlabaşı’ndan yola çıkarak benzer bölgelerdeki çocukların durumunu ortaya koyan raporda, salgın dönemi öncesinde de ekonomik olarak yetersiz koşullarda yaşamlarını sürdüren ailelerin, salgından ekonomik olarak en fazla zarar gören gruplardan biri olduğu bir kez daha görüldü.
Büyük çoğunluğu 1 ve 2 odalı evlerde yaşamını sürdüren aileler için bir pozitif vaka durumunda ev içi karantina mümkün olmuyor. Salgın döneminde uzaktan eğitime dair bulgular eğitim hakkına erişim konusunda da eşitsizlikleri gösteriyor.
Buna göre, görüşme yapılan okul dönemindeki 28 çocuktan 8’inin EBA’yı (Eğitim Bilişim Ağı) televizyon aracılığıyla takip etme olanaklarının olmadığı, erişimi olanların ise derslerin çok hızlı anlatılması, müfredatların uyuşmaması ve ev koşulları gibi sebeplerle devamlılıklarının risk altında olduğu belirtiliyor.
Görüşülen çocukların 13’ü okul öncesi yaş grubunda, 10’u ilkokulda, 17’si ortaokulda ve 1’i lisede. Okul yaş grubundaki 28 çocuktan 20’si uzaktan eğitime erişebildiklerini ifade ediyor. Farklı yaş gruplarında çocukları olan ve görüşme yapılan 30 yetişkin, çocuklarının 12’sinin EBA’yı düzenli takip ettiğini, 3’ü deneyip bıraktığını, 4’ü hiç erişemediklerini söylüyor. 5 yetişkin ise okul çağında çocuğu olmadığını söylerken 7’si bu soruya yanıt vermedi.
Sokağa çıkma yasağı oyun hakkını engelledi
Görüşme yapılan çocukların neredeyse tamamı salgın öncesinde park, yeşil alan gibi oyun alanı ihtiyaçlarını sokaklarda ve okul bahçelerinde karşılıyordu. Araştırmanın yapıldığı tarihlerde 20 yaş altı için sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Böylece zamanının büyük kısmını sokakta geçiren bu grup için tamamen eve hapsolmak çeşitli zorlukları da beraberinde getirdi.
Çocukların neredeyse tamamı iyi olduklarını, günlerinin güzel geçtiğini dile getirdi. Sokağa çıkma yasakları nedeniyle, görüşme yapılan 41 çocuktan bakkala gittiklerini söyleyen 2’si hariç tamamı, balkona ya da kapının önüne çıkmak dışında sokakla temasını kesti. Çocuklardan 13’ü arkadaşlarıyla telefon aracılığıyla iletişimini sürdürdüğünü, 7’si internet ya da anlık mesajlaşma servisleriyle arkadaşlarıyla iletişim kurduğunu, 10’u balkondan ya da camdan konuştuğunu, 2’si evde görüştüğünü ifade ederken 16 çocuk arkadaşlarıyla hiç iletişimi olmadığını vurguladı.
Salgın hakkında bilgilendirme yetersiz
Araştırmanın ön raporunda Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin bilgi ve medyaya erişime ilişkin maddesi da hatırlatılarak, çocuğun toplumsal, ruhsal ve ahlaki esenliği ile bedensel ve zihinsel sağlığını geliştirmeye yönelik çeşitli ulusal ve uluslararası kaynaklardan bilgi ve belge edinme hakkına değinildi. Bu hak kapsamında çocuklara ve yetişkinlere öncelikle salgın ile ilgili bilgiye nereden ulaştıkları, yaşadıkları yerde internete erişip erişemedikleri, erişebiliyorlarsa hangi araçla, ne oranda interneti kullanabildikleri soruldu. Buna göre, 30 yetişkinden 7’si hiç internet erişimi olmadığını, 15’i evde internetleri olduğunu, 4’ü komşudan ya da bir akrabalarından sınırlı sürelerle kullandıklarını, 4’ü telefonla internete bağlanabildiğini belirtti. 41 çocukla yapılan görüşmelerde ise 8’i hiç internet erişiminin olmadığını, 18’i internetleri olduğunu, 2’si komşudan ya da bir akrabalarından sınırlı sürelerle kullandıklarını, 8’i telefonla internete bağlanabildiğini söylerken 5 çocuktan bu soruya yanıt alınamadı. İnternet erişimi konusunda ebeveyn ve çocuklardan gelen bilgilerdeki kısmi tutarsızlık saptanırken, buna bazı çocukların telefonda oynadıkları oyunları da internetten oynadıklarını düşünmelerinin sebep olduğu varsayılıyor.
Çocuklar salgın ile ilgili bilgileri; büyük ölçüde televizyon haberlerinden aldıklarını ifade etti. Bazı çocuklar salgınla ilgili bilgileri anne, baba ve teyze gibi yakın çevrelerinden alırken, yalnızca 1 çocuk okulun açık olduğu dönemde öğretmenlerinin kendilerine Covid-19 ile ilgili bilgi verdiğini ifade etti.
Rapora göre, 2020 başından bu yana dünya gündeminde olan Covid-19 süreciyle ilgili görüşme yapılan 41 çocuktan yalnızca 1 çocuğun okuldan bilgi almış olması, süreçle ilgili önlem ve bilgilendirme yetersizliğini ortaya koydu. Çocuklar merak ettikleri konuları çoğunlukla evdeki yetişkinlere sorduklarını dile getirirken bu süreçte çocuklara özgü bir bilgi/danışma hattı vb. bir hizmete yaygın iletişim kanallarında yapılan takipte rastlanmadı.
Ev içinde vaka görülmesi halinde karantina mümkün değil
Araştırmada sağlığa erişim hakkına ilişkin sorular yalnızca bakım verenlere yöneltildi. Sağlığa erişim başlığında, ailelerin Covid-19 sürecinde aldıkları önlemler, bu süreçte sağlık hizmetlerine erişim ihtiyaçları olup olmadığı ve olası bir Korona vakasında evlerinde karantinanın mümkün olup olmadığı soruldu. Görüşülen 30 bakım verenden 16’sı bu süreçte sağlık hizmetine ihtiyaç duymadığını, 5’i ihtiyaç halinde eriştiğini, 6’sı ise erişemediğini ya da erişmeye çekindiğini dile getirdi.
Tamamı evin 1 oda 1 salon oluşuna, kalabalık oluşuna, 2 odası olanlar da odaların birbiriyle bağlantılı oluşuna ya da zaten tuvaleti ayırmanın mümkün olmadığına vurgu yaptı. Karantina mümkün diyenlerin de çoğunun evleri benzer durumda ancak aileler herkesi bir odaya toplayıp hasta kişiye bir oda açmak için ellerinden geleni yapacaklarını ifade ediyor.
Temel ihtiyaçlara erişim endişe veriyor
Araştırma için görüşülen ailelerin neredeyse tamamının salgın öncesinde de ekonomik açıdan rahatça yaşayamadığı, bu sürecin olumsuz yanlarını ilk günden itibaren tecrübe etmeye başladığı görüldü.
Görüşülen bakım verenlerden 7’sine yardım alıp almadığı soruldu. Bu kişilerden 4’ü yardım aldığını, 1’i yardıma başvurup alamadığını, 6’sı yardım almadığını belirtti. Ailelerin çoğu düzenli bir gelirleri olmadığını, kira ve faturalarını öderken zorluk çektiklerinden, bu ayı geçirebildiklerini ama bir sonraki ay için büyük bir belirsizlik içinde olduklarından söz etti. Görüşülen hanelerde çalışan kişilerden 8’inin bu süreçte iş kaybı yaşadığı, 1’inin ücretli izne ayrıldığı, yalnızca 5’inin henüz etkilenmediği kaydedildi. 7’si ise son birkaç aydır işsiz olduğunu , 10’u da kendisinin ya da hanede çalışan kişinin iş kaybetmesine dair kaygı yaşadığını vurguladı.
Raporda, yetişkinlerin bu ifadelerinin, sürecin hanede yaşayan başta çocukların ve yetişkinlerin sağlıklı gıda, temel hijyen malzemeleri, barınma gibi ihtiyaçlarını önümüzdeki dönemde nasıl karşılayacaklarına dair kaygı ve endişe oluşturduğu belirtildi. Buna göre, temel ihtiyaçlara erişememe, çocukların yaşama ve gelişim haklarının yaşama geçmesi önünde engel teşkil ediyor. Orta ve uzun vadede bu sürecin çocukların işgücüne katılmalarını ve okul devam durumlarını da nasıl etkileyeceği takip edilmesi gereken kritik noktalardan birisi olarak değerlendiriliyor.
Raporda çocukların bu süreci ve sonrasını haklarının en üst düzeyde yaşama geçtiği bir biçimde yaşamaları için çeşitli kamu otoriteleri ve sivil toplum için atılabilecek adımlar ve alınabilecek önlemler şu şekilde sıralandı:
Belediyeler:
- Şehirde yaşayan ve salgın sürecinde daha büyük zorluklarla karşılaşan, sokağa çıkması yasak olan 20 yaş altı ve 65 yaş üstü grubu, ihtiyaçları ve talepleri ile ilgili ücretsiz ve ulaşılabilir telefon hatları üzerinden çeşitli alanlarda destekleme çalışmaları yürütülmesi,
- Kamuya açık internet erişiminin yaygınlaştırılması,
- Mahalle bazlı ihtiyaçların tespit edilmesi, yardım başvurularının çevrimiçi kanallar dışında da yaygınlaştırılması.
Sivil Toplum Kuruluşları:
- Çocukların, yaşadığı sıkıntı ve gündelik yaşamlarına, okullarına ve arkadaşlarına duydukları özlem gibi zorlayıcı duygularla baş etmeleri için güçlendirilmeleri,
- Salgın sürecinde yapılan yardımlara ilişkin olarak sorumlu kurumların şeffaf ve hesap verebilir olması için savunuculuk yapılması,
- Öğretmenlerin salgın sürecinde yaşadıkları zorluklara ilişkin izleme yapılması,
- Sivil toplumun bu süreçte iş birliği içinde kolektif etkiye odaklanarak çalışmalar yürütmesi.
Milli Eğitim Bakanlığı Ve Okullar:
- Çocukların öğretmenleriyle etkileşimlerinin sürmesi için gerekli önlemlerin alınması,
- Bilgilendirmelerin, teknolojiye erişimi kısıtlı veya olmayan bakım veren ve çocukları kapsayacak yöntemlerle yapılması,
- Uzaktan eğitimi zorunlu kılan durumlarda izlenilecek yöntem ve kullanılacak araçlara ilişkin bilgilendirmelerin karantina öncesinde yapılması, bu doğrultuda kurumsal mekanizmaların kurulması,
- Dijital kaynakların yanında çocukların basılı kaynaklarla nasıl destekleneceğine yönelik çalışmaların yapılması, bu çalışmalarda dezavantajlı kılınmış bölgelerin önceliklendirilmesi,
- Çocukların sınıf arkadaşlarıyla etkileşimlerinin sürebilmesi için önlemler alınması, çevrimiçi dersler ve/ya gruplar aracılığıyla sosyalleşme olanaklarının artırılması,
- Çocukların öğretmenlerine erişim olanaklarının soru yöneltme mekanizmalarını dahil edecek şekilde artırılması,
- MEB’in Mobil Bilgi Servisi olan 8383’ün üyelik/ücret gerekmeksizin tüm velilere düzenli bilgilendirme yapması,
- Okul öncesi yaş grubu için etkinliklerin ve materyallerin yer aldığı, erişilebilir programların hazırlanması.
Sağlık Bakanlığı:
- Yeni doğan gibi çocukluk dönemi aşılarını içeren hizmetlerin karantina koşulları gözetilerek verilmesi,
- Covid-19 sürecine ilişkin çevrimiçi eğitim programları yapılması, uzun dönemli planlama konusunda bilgi ve becerilerin artırılması,
- Covid-19 dışındaki hastalıklar söz konusu olduğunda da sağlığa erişimin göz ardı edilmemesi, ailelerin sağlık hizmetine erişiminin sağlanması,
- Çocukların ve ebeveynlerinin yaşadıkları sıkıntı ve gündelik yaşamlarına, okullarına ve arkadaşlarına duydukları özlem gibi zorlayıcı duygularla baş etmeleri için güçlendirilmeleri.
Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı:
- AÇSH’nin BM ÇHS’nin uygulamasından sorumlu kurum olduğu göz önüne alınarak Covid-19 sürecinde ve sonrasında alınan önlemlerin ve atılacak adımların ülkedeki tüm çocukların haklarını gözetmesine ilişkin yol haritası hazırlaması,
- Korona virüsüne ilişkin çocuklar için yapılan açıklamaların yaş ve gelişim düzeylerine uygun, çocuk dostu hale getirilmesi ve çocuklar için bilgilendirme hattı açılması,
- Taleplerin görünür olduğu ihtiyaç analizlerinin yapılması ve bu analizlerin diğer bakanlıklarla faaliyetlerini daha etkin kılmaları sorumluluğuyla paylaşılması.
İletişim Daire Başkanlığı ve Medya Kuruluşları:
- Çocuklara yönelik koronavirüsüne ilişkin bilgilendirmelerde tüm bakanlıkların tüm iletişim kanallarında ortak bir tutumu taşımasının sağlanması: Bilgilendirmelerin çocukların kendi yaş ve gelişim düzeylerine uygun, anadillerinde ve çocuk dostu araçlarla yapılması,
- Çocuklara özgü bilgilendirmelerin iletişim politikasının öncelikli ögelerinden biri haline getirilmesi ve sürekliliğinin sağlanması.





