Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Merkez Yönetim Kurulu’nca düzenlenen basın toplantısında, sendikanın “Normal”iniz ve Yeni “Normal”iniz Emekçiler İçin Değil Sermayenin Çıkarı İçindir başlıklı iki aylık salgın değerlendirmesi açıklandı. SES Eş Genel Başkanı İbrahim Kara, açıklanan 150 binin üzerindeki vaka sayısı ile Türkiye’nin dünya genelinde salgından en çok etkilenen dokuzuncu ülke konumunda olduğunu belirtti. Bilim insanları ve sağlık emekçilerinin açıklanan rakamın gerçek olmadığının farkında olduğunu belirten Kara, “Her ne kadar 18 Mayıs itibarıyla toplam vaka sayısının 150 bini geçtiği söylense de bu rakamın gerçek olmadığı, sağlık kurumu tarafından PCR pozitifliği üzerinden belirlenen vaka sayısı olduğunun her bilim insanı ve sağlık emekçisi farkında” diye konuştu.
“Riskli gruplara testler yeni yeni yapılıyor”
Saptanamayan olguların nedenini, test yapan merkez sayısının az olmasına bağlayan Kara açıklamada, “Temaslı bile olsa sadece şikayeti olanlara test yapılması ve daha yeni yeni riskli gruplara test yapılmaya başlıyor olması vaka sayısındaki farklılığı açıklamaktadır” dedi. Türkiye’de Covid-19 vakalarının çoğunluğunun büyük şehirlerde ve işçilerin yoğun yaşadığı semtlerde olduğunun, Bakanlık paylaşımlarından görüldüğünü belirten Kara, sözlerine şöyle devam etti:
“İstanbul, İzmir, Ankara, Kocaeli, Sakarya, Zonguldak vb. nüfusun ve işçi sınıfının yoğun olduğu kentlerde salgının boyutunun yüksek olduğu paylaşılıyor. Bilgilerimiz oldukça sınırlı olup salgının nüfusun çeşitli kesimleri nasıl etkiledi bilemiyoruz. Sosyo-ekonomik açıdan dezavantajlı olanlar, işçi nüfus, yoksullar, cezaevindeki tutsaklar, mülteciler vb. toplum kesimlerinin istatistikler verilmese de oldukça sert etkilendiği gözlenmektedir.”
“Salgının herkesi etkileyeceği algısı kaybolmuş durumda”
Salgına rağmen üretime devam edilmesinin işçi sınıfını salgına feda etmek anlamına geldiğini belirten İbrahim Kara, yapılan uygulamanın işçilere yönelik bir sürü bağışıklığı olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Salgının erken aşamalarında Covid-19’a biçilen ‘herkesi etkileyeceği’ algıları artık kaybolmuş durumdadır. Salgının işçi sınıfı, yoksullar, ötekileştirilenler ve mülteciler üzerine çok daha ciddi etkisi olduğu yaşanarak görülmüş-öğrenilmiş oldu.”
“8 binden fazla sağlık emekçisi enfekte, 36 sağlık emekçisi hayatını kaybetti”
Dünya Sağlık Örgütü’nün raporuna göre dünya genelinde 35 binden fazla enfekte sağlık işçisi olduğunu belirten Kara, Covid-19 hastalığının raporda meslek hastalığı ve iş kazası olarak tanımlanması gerektiğinin altını çizdi. Rapora göre, 30 ülkeden elde edilen veriler doğrultusunda tüm doğrulanmış Covid-19 vakalarının ortalama yüzde 6’sının sağlık çalışanı olduğunu ifade eden Kara sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tablo, Türkiyeli sağlık emekçileri açısından ise daha kötüdür. 18 Nisan tarihindeki çalışmamızın sonuçlarına göre 8 binden fazla sağlık emekçisi enfekte durumdadır. Bu sayının geçtiğimiz bir ay içinde 10 bini aştığını ifade edebiliriz. 36 sağlık emekçisi hayatını kaybetmiştir. Türkiye’de de sağlık emekçilerinin çok yüksek oranda Covid-19 pozitif çıkmasında başta koruyucu ekipman sağlanmaması olmak üzere alınmayan önlemler; sağlık emekçisi sayısının ısrarla ihtiyacı karşılayacak şekilde artırılmaması, sağlık emekçilerine rutin test yapılmaması, sağlık emekçi sayısı azlığı nedeniyle idari izinli olması gereken sağlıkçılara izin verilmemesi, iş yükünün fazla olması, mesailerin halen salgına uygun şekilde kısaltılmaması, temaslı sağlık emekçilerinin dahi çalışmaya mecbur edilmesi; hatta Covid-19 tanılı ve temaslı sağlık emekçilerini bir şekilde çalıştırmaya devam ettirmek için sürekli algoritmaların değiştirilmesi gibi uygulamalardır.”





